Bundan tam 150 yıl önce Amerika’nın New york kentinde kötü çalışma şartlarına ve haksız kazanç dağılımına “eşit iş, eşit ücret” sloganıyla başkaldıran 40.000 fabrika işçisinden 129 kadının yanarak can vermesiyle 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak anılmaya başlamıştır.
Öncelikle haklarını elde edebilmek için giriştikleri bu mücadelede ölümü göze alan bu güzel insanları hatırlatmak ve saygı duymak istedim. 8 Mart’ın sadece indirimden faydalanmak, hediyeleşmek ve eğlenmek üzerine olmadığını, kadınlara – ahhh! sizler ne kadar kutsal varlıklarsınız hadi bugünü size hediye edelim- deyip bize sunulmadığını bilmenizi de istedim. Yüzyıllar öncede mücadele vermek zorunda kalmış, bugün ve yarında mücadele edecek kadınlar için bugünü anmak ve anlamak zorundayız.

8 mart

Kadın olmanın gururunu, gücünü ve dişiliğini özgürce yaşamak istemenin karşısında; değersizliğin, utancın ve şehvetin adını kadın olarak tanımlayan büyük bir kitleyle karşı karşıya kaldık çoğu zaman. Kadınları anlamak zordur deyip, üzerine kitap bile yazma cesaretinde bulunanlar oldu. Ama aslında zor olanın, binlerce yıl önce bereketin, bolluğun ve verimliliğin tanrıçası iken bugün kendilerince yaftaladıkları, hala üzerinde konuşuyor olmaktan utanç duyduğum cinsiyet ayrımını savunmaları ve her alanda kadınlar üzerinde söz sahibi olduğunu sanmalarına şahit olmak olduğunu, bir türlü anlayamadılar. Yaşamanın, ya da daha merhametli bir ifade kullanacak olursak, özgürce yaşamanın kendilerine ait olduğunu zanneden sığ insanlar yüzünden yüzyıllar boyunca kaderlerinden ötürü hayata yanlış türden geldiğini düşünen birçok kadın geldi yeryüzüne, ama bu kader yaratıcıdan değil; onlara suçlarca, aşağılarca, her gün doğuşuna lanet edercesine bakan o pis gözlerdendi… ve onlar o pis gözlerin sahibi olduklarını da bir türlü anlamayadılar.


Sunulan dar alanda toplumsal baskıya karşı kendilerince direnmeye çalışan bir çok kadın geliyor gözümün önüne. Bastırılmışlıklarına karşı ben buradayım diyen, kadınlığını göstermek istercesine güçlü durmaya çalışan birçok kadın… Her dönemde, her coğrafyada farklı mücadeleler vermek zorunda kalmış, yaşamın bir çok tadından mahrum bırakılmış, çoğu zaman ötelenmiş ama her zaman hayatın içinde dimdik kalmaya çalışan kadınlar. Tabi birde hayatta kalamayan kadınlar… Tecavüze direndiği için ölüme layık görülen, boşanmak istediği için çocuklarının gözü önünde canına kıyılan, eski sevgilisine dönmediği için üzerine toprak atılan ve daha birçok şuursuz nedenle tomurcuklanmadan hayattan koparılan kadınlar… İşte bugün en çokta onların günü..


“Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız.” Diyen Hz. Muhammet’ten ve “Dünyada her şey kadının eseridir” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığım güçle yazıyorum. Başkalarının çizdiği kaderde yaşamaktan sıyrılıp kendi eliyle kurduğu hayaline koşamayacak, gücünü başarısıyla taçlandırmayacak, İstediğinde her şeyin üstesinden gelemeyeceğine inandığım tek bir kadın yok. Kendi gücünü keşfedip, kadın olmanın ruhunu hissettikten sonra hayatı iliklerine kadar yaşayacağımız günlere inanıyorum… Hayatın götürdüklerine inatla yaşamaya devam eden, hayattan alacağının peşine düşen yürekli kadınlara inanıyorum…Hayat vazifesinin çocuk doğurup, ev işi yapmak olmadığını gösteren kadınlara inanıyorum. Sevgiye açken, hala aşık olan kadınlara inanıyorum. Gülme diyenlere inat doya doya kahkaha atan kadınlara inanıyorum . Elinin hamuruyla erkek işine karışan kadınlara İ-NA-NI-YORUM…


Hayat heyecanımızın hiç bitmediği, kim ne der çemberini parçaladığımız, erkek çocuklarınında çiçek sevdiği bir gelecek diliyorum.. Sevgiyle, güçle ve kahkahayla kalın.