Orta Zekalılar Cenneti…
Bence sırf ismi için bile alınıp okunmaya değer bir kitap. Sırf adı güzel diye bir kitap okunur mu? Hayır. Ama adı bile beni düşünmeye itiyorsa neden olmasın?
Zülfü Livaneli’nin –bana göre- müthiş sanatçı kişiliğiyle harmanlanmış olan Orta zekalılar cenneti, sadece bir konu etrafında şekillenmeyip, birçok denemenin toplamından oluşan bir kitap. Aslında 1991 yılında yazılan Orta Zekalılar Cenneti, daha sonra yazılan ‘Sanat Uzun Hayat Kısa’dan da derlemeler yapılarak yeniden yayınlanmıştır. Belli bir konu etrafında yazılan sürükleyici romanların aksine her sayfasında farklı bir konuyu ele alıp insanı hiç görmediği yollarla, hiç duymadığı cümlelerle, üzerine hiç düşünmediği olaylarla ve belki de hiç hissetmediği duygularla tanıştıran bir kitap. Bu yüzden derin bir kimyası olduğunu düşünüyorum. Her okuduğum sayfada kendime bir pay çıkardığım, açıp “acaba şurada ne demişti, şu konuda ne düşünüyordu?” diye tekrar tekrar danıştığım bir başucu kitabı.
Her dönemin kitabı derler ya bu kitap da üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gerçekliğinden bir şey kaybetmeyecek; bugün yarınıma, yarın da dönüp dünüme bakmamı sağlayacak bir kitap.

Kitabın Dili

Türkçeyi çok güzel ve etkili kullanan bir yazar olarak bu kitabında da birazcık okuryazar olan bir insanın rahatlıkla anlayabileceği bir dil kullanırken aynı zamanda kelimelerle arasının ne kadar iyi olduğunu ve onları nasıl güzel dans ettirdiğini kurduğu cümlelerin özgünlüğü ile bir kez daha kanıtlıyor.


… Acabası olmayan insanlar için bu dünyada hiçbir gizem yoktur. Ne doğum, ne ölüm, ne aşk, ne inanç, ne insan ruhunun karmaşıklığı… Onlar her şeyi iyi bilirler. Bilmeyenler ise Montaigne, Dostoyevski, Einstein, Nietszche, İbni Rüşt gibi kafası karışık insanlardır…

Neredeyse her sayfasında altını çizecek bir şeyler bulduğum bu kitap, birçok eleştiride de bulunuyor. Topluma, hayata, geçmişe, geleceğe hatta bazen tüm dünyaya… Bu eleştiriler her ne kadar yermeyen eleştiriler olsa da okurken iğnenin size battığını hissedebilirsiniz. Evet size de batıyor… Çünkü bu kitap tamamıyla hayatı ve içinde bulunduğumuz toplumu ele alıyor. Hep görmekten kaçtığımız bizi, bize gösteren bir kitap.


…Orta zekalılar, pek bilgili olmasalar da, kurnazdırlar ve uyumludurlar. Üzerlerinde bir sevgisizlik kabuğu taşıyan orta zekalılar, toplumdaki saygın yerlerini koruyabilir, insanların yaşamları hakkında kararlar verebilir, hepimizi yönetebilir ve pijamalarını giyip, balkonlarına kışlık odunlarını istif edebilirlerken, ne bizleri ne de vicdanları tarafından rahatsız edilirler. Rasyonel toplumlardaki, ‘bir işi, en iyi yapabilecek kişinin üstlenmesi’ kuralı alt üst olur. Örtülü orta zekalıları kendi dayanışmalarını kurarak, yetenekli insanı yok eder ve kendilerinden birini oturturlar oraya. Her dönemde, her çevrede ve her aşamada…

Bu çürümüşlüğün içinde önümüzü görmekte bile zorlanırken yaptığı bu tespit bile yaşadığımız gerçekliği gözler önüne seriyor. Kaçamadığımız ama görmemek için kafamızı çevirdiğimiz tüm yıkıntıları acı acı izletiyor.

Albert Einstein

orta zekalılar cenneti


…Gülmek bir zeka belirtisidir. Albet Einstein’in ünlü fotoğrafını bilirsiniz. Büyük bilgin kameraya dil çıkarıyor. Ne profösör ününün zedeleneceğinden korkar, ne de bilim insanı tavrının. Kameraya dil çıkarabilmek için evren ve insan orantısının yani çok büyük ölçeklerin farkına varmış olmak gerekir. Sıradan insanların böbürlenmesi içinde bu yapılamaz.

Peki hangimiz Einstein’in ünlü fotoğrafına bu gözle bakabildik? Peki maharet olan var olanı yazmak mı yoksa olmayanı da yazmak, görünmeyeni de göstermek mi? Beklentileriniz bu yöndeyse, bunun hakkını verecek bir kitap olan Orta Zekalılar Cenneti’nin size çok şey katacağından eminim.
Son olarak bu yazıyı okuyan ya da herhangi bir şey okumak için çabalayan, herkesin gözünü kapadığı şeylere inatla bakmaya çalışan o küçük azınlığa ithafen yazıyorum..


… Sürüden ayrılmanın, birey olmanın ve kendi kafasıyla düşünmenin en önemli göstergesi okumaktır. Hitler’in propaganda bakanı Gobbels bu yüzde “ kültür sözünü duyduğumda elim tabancama gidiyor!” demiştir. Sizde bu yazıyı okuduğunuza göre her devrin Gobbels’lerinin hışmına uğramaya aday, kendi kafasıyla düşünen insanlardansınız demektir. Aman kendinize mukayyet olun.”

-cansu